Yapay Zekânın (YZ) eğitimdeki rolü günümüzde giderek artmakta ve dönüştürme potansiyeli yüksek bir alan haline gelmektedir. Ancak bu teknolojik gelişmenin okul öncesi eğitim bağlamındaki yeri halen önemli tartışmalara konu olmaktadır. Bir yandan bu yaş grubunda temel önceliğin oyun, hareket, sosyal-duygusal gelişim ve öğretmen-çocuk etkileşimi olması beklenirken; diğer yandan erken yaşta dijital farkındalık ve teknoloji okuryazarlığı kazandırmanın geleceğe yönelik yatırım anlamında önemi vurgulanmaktadır. Bu nedenle YZ’nin okul öncesi eğitimde bir ‘lüks’ mü, ‘zaruret’ mi yoksa spektrumda arada bir yerde mi olduğu sorusu, yalnızca teknolojik olanaklarla değil; pedagojik amaçlar, gelişimsel uygunluk, erişim eşitliği ve öğretmen yeterlikleri gibi boyutlarla da yakından ilişkilidir. Burada asıl mesele, YZ araçlarını Erken Çocukluk Eğitimine (EÇE) körü körüne entegre etmek ya da onları bütünüyle reddetmek değil; çocukların gelişimini ve eğitimini destekleyebilecek bu teknolojiyi, çocukların, ailelerinin ve öğretmenlerin yüksek yararına kapsayıcı ve pedagojik temelli konumlandırabilmektir. Bu bölümde, YZ’nin okul öncesi eğitimdeki potansiyeli, sınırları ve geleceğe dönük olası etkileri bütüncül bir bakış açısıyla tartışılacaktır. Günümüzde birçok yenilik, başlangıçta ‘lüks’ olarak görülüp yalnızca belirli çevrelerin erişebildiği bir ayrıcalıkken; zaman içinde toplumsal, ekonomik ve teknolojik dönüşümlerle tüm toplum tarafından kullanılması gereken bir zorunluluk haline gelmiştir. Örneğin, bir dönem yalnızca belli kurumlarda bulunan bilgisayar laboratuvarları, bugün eğitimin her kademesinde temel öğrenme araçlarından biri haline gelmiştir. Benzer şekilde, akıllı telefonlar, internet bağlantısı, dijital platformlar, dil öğrenim uygulamaları ya da çevrim içi öğrenme ortamları da başlangıçta ‘ekstra’ sayılırken artık hem öğretmenler hem öğrenciler için gündelik öğrenme deneyiminin vazgeçilmez parçaları haline gelmiştir. Tıpkı bu örneklerde olduğu gibi, YZ da bugün erken çocukluğun tüm paydaşları için bir ‘yenilik’ ya da ‘lüks’ gibi algılansa da gelecekte okul öncesi eğitiminin planlanması, uygulanması ve değerlendirilmesinde önemli bir rol üstlenmesi yüksek ihtimaldir. Dolayısıyla tartışılan, teknolojiyi yalnızca erişilebilir hale getirmek değil; aynı zamanda bu dönüşümü pedagojik ilkeler, çocukların gelişimsel ihtiyaçları ve etik sorumluluklar çerçevesinde anlamlandırmaktır. Bu bölümde, bu dönüşümün dinamikleri ve erken çocukluk eğitimi özelinde ne tür olanaklar ve riskler içerdiği ele alınacaktır.
Burcu Güngör (Mon,) studied this question.