Hem bireysel hayallerin ve içsel dünyaların yansıması hem de toplumsal, kültürel ve dinî motiflerin önemli bir unsuru olarak, insan hayatının ayrılmaz bir parçası rüyalar, bilinç dışının çoğu zaman sembollerle yüklü dilidir. Türk edebiyatında rüya teması, yüzyıllar boyunca sanatçıların ve yazarların ilham kaynağı olmuş, hayal ile gerçeğin sınırlarını bulanıklaştıran, gizemli ve etkili bir unsur olarak kullanılmıştır. Rüyalar hem bireysel iç dünyanın tezahürü hem de toplumsal ve kültürel değerlerin simgesi olarak edebî eserlerde önemli bir yer tutmuştur. Orta Asya’dan Cumhuriyet'e uzanan süreçte, sanatçılar rüya motifini kullanarak hayal dünyalarını zenginleştirip bilinç dışının derinliklerine inmiş, Tanzimat’tan başlayarak siyasi düşüncelerini ve toplumsal tasavvurlarını rüya-benzeri metinlerle dile getirmişlerdir. Özellikle 1980 sonrası Türk edebiyatında bilinç dışını keşfeden modern ve postmodern yazarlar tarafından kurmacanın önemli bir parçası hâline getirilen rüyalar, edebiyatı besleyen önemli bir kaynak olarak değerlendirilmiş, bazı sanatçılar tarafından kayıt altına alınmıştır. Adalet Ağaoğlu’nun Gece Hayatım (1992), Latife Tekin’in Rüyalar ve Unutuşlar Defteri (2009), Aziz Nesin’in Unutulmayan Rüyalar (2010) ve son olarak Mustafa Ruhi Şirin’in Dünyanın En Yalnız Yerinde (2021) adlı eserleri, Türk yazarların rüyalarının kaydını tuttuğu, rüya ve bilinç dışı süreçleri üzerine kafa yorduğu, rüyalarını zaman zaman tarafsız bir kronikçi gibi sadece kaydettikleri, zaman zaman yorumladıkları ve ilk kez bu çalışmada ‘rüya anlatıları’ olarak kavramsallaştırılan metinlerdir. Rüya anlatılarının edebî birer metin olarak ele alındığı bu çalışmada, Türk edebiyatında rüya kavramının tarihsel gelişimi, farklı dönemlerdeki temsil biçimleri ve edebî eserlerdeki kullanım şekillerine değinildikten sonra, söz konusu eserlerde rüyalarını kayıt altına alan sanatçıların ortak temaları ve yazma stratejileri incelenmiştir. Böylece, Türk edebiyatındaki rüya anlatılarının yalnızca bireysel bilinç dışını görünür kılmakla kalmadığı, aynı zamanda toplumsal bilinç dışını, kültürel değerleri ve estetik arayışları yansıtan birer edebî belge işlevi gördüğü ortaya konmuştur.
Şener Şükrü YİĞİTLER (Fri,) studied this question.