yüzyıldaki teknolojik ilerlemeler ve küreselleşme, dünya çapında inovasyon ve ekonomik yapıyı köklü bir şekilde dönüştürmüştür. Bu değişimle birlikte kritik minerallere olan talep hızla artmış ve özellikle COVID-19 pandemisi sırasında yaşanan tedarik problemleri uluslararası diplomasinin temel konularından biri haline gelmiştir. Kritik mineraller, enerji jeopolitiğinin önemli bir unsuru olarak öne çıkmış ve devletler, uluslararası kuruluşlar ile özel sektör arasında iş birliği zorunlu hale gelmiştir. Mineral Güvenliği Ortaklığı (MGO) da bu zorunluluğun bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Bir iş birliği platformu olan MGO, geleneksel iş birliği yöntemlerinden oldukça farklıdır. Zira Soğuk Savaş sonrası iş birliği paradigmaları önemli ölçüde dönüşmüştür. Soğuk Savaş döneminde devletler genellikle resmi ve bağlayıcı andlaşmalar ile uluslararası örgütler aracılığıyla iş birliği yaparken, günümüzün hızla değişen küresel dinamikleri devletleri daha esnek ve kısa vadeli iş birliği modellerine yöneltmektedir. Siyasi ve teknolojik değişimlerin hız kazanması, devletlerin uzun vadeli ve bağlayıcı andlaşmalara yönelik öngörülerini zorlaştırmaktadır. Geleneksel uluslararası örgütlerin karmaşık ve yavaş işleyişi, daha esnek iş birliği mekanizmalarının doğmasına neden olmuştur. MGO, bu doğrultuda oluşan, birçok bilinmezi barındıran gayriresmî bir yapıdır. Bu nedenle bu çalışma, MGO’nun oluşum sürecini ve yapısını ele alarak iş birliği yöntemlerindeki dönüşümü ve uluslararası hukuk açısından statüsünü inceleyecektir.
Cemal Dursun (Mon,) studied this question.