Eski insan topluluklarına yönelik biyoarkeolojik çalışmalar iskelet kalıntılarının incelenmesi esasına dayanmaktadır. Bu çalışmalar kapsamında ilgili toplulukların biyolojik ve çevresel yapıları, sağlık yapıları ve kültürleri gibi birçok konuya ilişkin bilgiye ulaşılabilmektedir. Biyoarkeolojik çalışmaların önemli bir alanını da bu insan topluluklarının sağlık yapısının ortaya konulmasını amaçlayan paleopatolojik çalışmalar oluşturmaktadır. Bu çalışmaların veri kaynakları iskelet kalıntıları ve dişlerdir. Hastalıkların hepsi kemik ve dişlere etki etmediğinden, paleopatolojik analizlerde iskelete ve dişlere yansıyan hastalıklar değerlendirilebilmektedir. Kemiklere sirayet eden bu hastalık gruplarından biri de anemidir. Birçok nedene bağlı olarak ortaya çıksa da genellikle aneminin görülme nedenleri kalıtsal ve edinsel olarak ikiye ayrılmaktadır. Kalıtsal anemi, genlerdeki birtakım farklılıklardan kaynaklı meydana gelen anemi türüdür. Orak hücre anemisi, Akdeniz anemisi (talasemi) ve konjenital hemolitik anemi kalıtsal anemiler olarak sınıflandırılmaktadır. Edinsel anemiler ise bireylerin yaşadıkları ortamlarına bağlı olarak meydana gelen ve yaşam biçimlerinin değişmesiyle düzelebilecek nitelikte anemi türüdür. Edinsel anemi genellikle beslenmeyle ilişkilendirilmektedir. İskelet kalıntılarında gözlenen cribra orbitalia ve porotic hyperostosis lezyonları eski insan topluluklarında aneminin göstergeleri olarak değerlendirilmektedir. Bu doku bozuklukları konusunda çeşitli görüşler ileri sürülmektedir; ancak nedenleri kesin olarak anlaşılamamıştır. Çalışma kapsamında; Anadolu’nun farklı bölgelerinde yaşamış toplumlara ilişkin, farklı araştırmacılar tarafından belirlenen anemi olgusu ele alınmıştır. Amaç, bu toplumlarda aneminin görülme oranları ve nedenlerinin ortaya konulması, bu lezyonların dönemlere göre bir artış ya da azalış gösterip göstermediğinin belirlenmesidir. Farklı araştırmacılar tarafından çeşitli bölgelerde yaşamış insan toplulukları üzerinde gerçekleştirilen bu çalışmalardan elde edilen veriler, porotic hyperostosis ve cribra orbitalianın görülme sıklığında dönemlere göre düzenli bir artış ya da azalış olmadığını ortaya koymuştur. Bu doku bozukluklarını oluşturan hastalıklar kalıtsal olsalar bile, beslenmeye ve çevresel koşullara bağlı olarak bulunma sıklığında değişimler görülebilir. Ayrıca son dönemlerde gelişen teknoloji ve geliştirilen teknikler, eski analiz yöntemlerini çok daha iyi araçlarla gerçekleştirme olanağı sağlamaktadır. İlerleyen dönemlerde bu alanda yapılacak çalışmaların, yeni örneklem ve yeni tekniklerle daha ileriye taşınacağı düşünülmektedir.
Serpil ÖZDEMİR ÖZBEY (Sat,) studied this question.